RENK PERİSİ LULU
Bir varmış, bir yokmuş… Renkler Diyarı’nda yaşayan Lulu adında minik bir peri varmış. Bu peri güzel mi güzel renklerle parıldıyormuş. Lulu, gökyüzünü her sabah boyamakla görevliymiş. Güneş doğmadan önce Diyarda bulutları pembeler, maviler, morlar sürer; gökyüzünü gören herkesin içini neşeyle doldururmuş. Ve güne parlayan renklerle başlıyorlarmış. Renksiz hiçbir yer kalmıyormuş. Böylelikle kimse üzülmüyormuş.
Ancak bir sabah Lulu uyanmış ve renk kesesinin boş olduğunu fark etmiş! Ne pembe varmış, ne mavi, ne de mor! Panikle etrafa bakınmış aramış, aramış ama renkleri bulamamış! Sanki renkler bir anda yok olup uçmuş gibiymiş. Bunu gören Lulu’nun parlayan rengi adeta söner gibi olmuş.
“Olamaz! Bugün gökyüzü renksiz kalacaksa herkes üzülür.” demiş Lulu . Hemen sihirli fırçasını alıp Renkler Ormanı’na doğru yola çıkmış. Lulu ormanda yürürken etrafındaki ve gökyüzündeki renklerin solduğunu fark etmiş. Ormandaki hayvanlar bile üzülmeye başlamış, yuvalarından çıkamaz olmuşlar. Daha hızlı olması gerektiğini anlayarak ormanın derinliklerinde yaşayan Bilge Baykuş’un yanına doğru yola koyulmuş.
Yolda giderken birde ne görsün! İki tane sincap birbirlerine sırtını dönerek üzgün bir şekilde duruyormuş. Lulu dayanamayarak yanlarına gitmiş ve neler olduğunu sormuş. Sincaplar aynı anda konuşarak Lulu’ya bakmışlar. ‘’Annemizin bize verdiği fındıklar yok oldu!’’ demişler. Lulu’da hemen hemen aynı durumu yaşıyormuş. Fındıkların kaybolmasının nedeni renklerin yok olduğundan dolayı olduğunu düşünmüş ve sincap kardeşlere her şeyi düzelteceğini söyleyerek yoluna devam etmiş. Sonunda Bilge Baykuş’un evine ulaşmış. Bilge Baykuş her şeyi bilirmiş. Belki bunun nedenini bilebilir ve ona ne olduğunu söyleyebilirmiş. Umutla kapıyı çalmış ve kapı açılınca içeri girmiş.
Bilge Baykuş, Lulu’yu görünce gülümsemiş. “Ah Lulu, endişelenme. Bu sefer renkler seni terk etmedi. Onlar kendilerini sakladılar. Çünkü sen onlara teşekkür etmeyi unuttun.”
Lulu şaşırmış. “Teşekkür mü? Ama ben her gün onları kullanıyorum! Neden teşekkür edeyim ki?” demiş.
“İşte tam da bu yüzden. Renkler de canlıdır. Onlar da sevilmek, değer verilmek ister. Bazen sadece ‘teşekkür ederim’ demek mutlu etmek için yeterlidir.”
Lulu bunu duyunca çok üzülmüş. Renklerin kalbini kırmak istememişti. Hemen ormanın her köşesine seslenmiş:
“Sevgili renkler! Ben farkında olmadan sizi üzmüşüm. Yaptığınız güzellikler için size çok teşekkür ederim! Sizi seviyorum!” diye haykırmış.
Bir anda ormanın içi ışıldamaya, renkler havada uçuşmaya başlamış. Kırmızılar yaprakların üzerinden süzülmüş, maviler göletlerden yükselmiş, sarılar, pembeler ve morlar çiçeklerin arasından dans ederek çıkmış. Tüm renkler yeniden parlamış ve keseye dolmuş.
Lulu gözyaşlarını silmiş, renk kesesini sımsıkı sarılmış. “Bir daha sizi asla unutmayacağım” demiş.
Geri dönerken sabahın ilk ışıkları beliriyormuş. Lulu hızla bulutlara tırmanmış, pembelerle güneşin kenarını süslemiş, gökyüzünü açık maviye boyamış, bulutlara hafif morlar serpmiş. Gökyüzü o sabah her zamankinden daha güzelmiş.
İnsanlar kafalarını kaldırıp baktıklarında, “Ne kadar parlak bir gün!” demişler. Oysa kimse o sabah gökyüzünü boyayan bir perinin kalbinde nasıl güzel bir ders taşıdığını bilmiyormuş. Bu sırada fındıklarını bulan sincap kardeşler sevinçle annelerine teşekkür etmeyi unutmamışlar. Böylelikle hep beraber mutlu bir şekilde sarılmışlar.
Herkesin mutlu olduğunu gören Lulu’da mutlu olur ve her sabah renkleri kullanmadan önce kesesini açıp şöyle demiş:
“Teşekkür ederim kırmızı, teşekkür ederim mavi, teşekkür ederim sarı, teşekkür ederim mor… Siz olmasaydınız Diyar çok soluk çok sıkıcı olurdu. Hepinizi çok seviyorum!’’
Ve o günden sonra gökyüzü hep rengârenk kalmış asla sönmemiş…
Etrafımızda bize yardımcı olan herkese teşekkür etmeyi unutmuyoruz…