|

OTOPARK VE KÜÇÜK MİSAFİR

Evde o sabah güneş perdelerin arasından içeri usulca süzülürken Akın, çoktan uyanmıştı bile. Üç katlı otoparkını hayal ediyordu gözlerinde. Arabaları, her biri farklı renkteydi: kırmızı olan itfaiyeydi, mavi polis arabası, sarı olan da en hızlı yarış arabasıydı

Yatağından kalkar kalkmaz, soluğu salonda aldı. Sessizce halının üzerine oturdu, oyuncak kutusunu yavaşça açtı. Gözleri parladı. Arabaları tek tek dizmeye başladı, yanında yastıklar, kitaplar, plastik tüneller… Hepsi gerçek bir şehir gibiydi artık onun gözünde.
“Kırmızı itfaiye şimdi acil çağrıya gidiyor!” dedi kendi kendine. “Polis onu takip ediyor…”

Derken, salondan pıt pıt minik ayak sesleri geldi.
Sura.
Minik kardeşi, 2 buçuk yaşında. Yeni yeni konuşuyordu. Ama o gözler… Her şeyi anlatıyordu.
Sura sabah sabah uykulu bakışlarıyla doğruca Akın’ın yanına geldi.
Bir süre sadece izledi. Oturmuş, başını yana eğmiş, abisinin elindeki arabaların çıkardığı sesleri dinliyordu.
Sonra yavaşça bir adım attı. Sonra bir adım daha…
Ve bir anda dengeyi kaybedip otoparkın köşesindeki yastığa bastı.

TÜM DÜZEN YIKILDI.

Kitaplar devrildi, arabalar yuvarlandı, tünel çöktü.
Akın’ın içi bir anda ısındı, sonra kızardı, sonra elleriyle kafasını tuttu.
“SurAAA! Naptın ya!” diye bağırdı.

Sura bir adım geri çekildi. Ne diyeceğini bilemedi. Yüzü düştü, kaşları birbirine yaklaştı. Anlamıyordu, sadece oynamak istemişti. Ama konuşmayı bilmediği için bunu nasıl söyleyeceğini de bilmiyordu.

Tam o sırada salona annesi geldi.
Ellerini silkeliyordu, mutfaktan gelmişti. Gözleri bir an yerdeki dağınıklığa, sonra Sura’ya ve Akın’a kaydı.

“Burada ne oldu bakalım?” dedi, yumuşacık sesiyle.
Akın bağırarak konuşmaya başladı:
“Otoparkımı kuruyordum, arabalarımı sıralamıştım. Sura geldi, üstüne bastı, hepsi dağıldı!”
Sura sessizce yere oturdu. Başını eğdi.
Anne diz çöküp onun göz hizasına indi.
“Küçük kuşum,” dedi, “Abinle mi oynamak istedin?”
Sura başını hafifçe salladı.

“Biliyor musun?” dedi anne, şimdi ikisine birden bakarak, “Bazen küçük çocuklar duygularını söyleyemezler. Sadece hissettirirler. Tıpkı Sura’nın şimdi yaptığı gibi.”

Akın şaşırmıştı.
“Sura bunu bilerek yapmadı mı yani?”
“Hayır,” dedi anne. “Sadece seninle birlikte olmak istedi. Arabalar da buna bahane oldu.”

Bir anlık sessizlik oldu. Sura, Akın’ın gözlerine baktı. Gözleri hâlâ doluydu ama içinde küçük bir umut parlıyordu.
Annesi fısıldadı:
“Hadi birlikte deneyelim… ‘Abi, ben de seninle oynamak istiyorum.’”

Sura minicik sesiyle tekrar etti:
“Abi… ben… oynayalım…”

Akın’ın içi birden yumuşadı. O an fark etti. Her zaman oyuncak arkadaşı ararken, aslında o arkadaş yan odadaymış.

Gülümsedi. “Tamam. Gel birlikte yeniden yapalım.”

Arabaları toparladılar, kitapları düzelttiler. Sura için özel bir rampa bile yaptılar. Artık otoparkta küçük bir misafir için de yer vardı.

Ve o günden sonra…
Evin içinde sadece arabaların değil, sevginin ve sabrın da sesi yankılandı.

Similar Posts

  • |

    ASLAN VE KIRILAN SAKSI

    Aslan, 1. sınıfa giden neşeli bir çocuktu. Saçları dağınık, gözleri hep parıltılıydı. Okula gitmeyi çok severdi, ama en çok teneffüsleri… Çünkü o zaman en yakın arkadaşıyla, yani topuyla buluşurdu. O gün güneş sıcacık gülümsüyordu. Aslan elinde topuyla bahçeye çıkarken yanına arkadaşı Elif geldi. İkisi birlikte koşarak okulun bahçesindeki oyun alanına gittiler. Hemen ardından sınıf arkadaşları…

  • |

    RENK PERİSİ LULU

    Bir varmış, bir yokmuş… Renkler Diyarı’nda yaşayan Lulu adında minik bir peri varmış. Bu peri güzel mi güzel renklerle parıldıyormuş. Lulu, gökyüzünü her sabah boyamakla görevliymiş. Güneş doğmadan önce Diyarda bulutları pembeler, maviler, morlar sürer; gökyüzünü gören herkesin içini neşeyle doldururmuş. Ve güne parlayan renklerle başlıyorlarmış. Renksiz hiçbir yer kalmıyormuş. Böylelikle kimse üzülmüyormuş. Ancak bir…

  • |

    ZIPLAYAN ZAMAN SAATİ

    Küçük bir kasabanın tam ortasında, antikacı dükkânlarının arasında sıkışıp kalmış, tozlu vitrinli bir dükkân durur: Zamanın Ötesi. Bu gizemli dükkânın sahibi, gri sakallı, çatık kaşlı ama içten biri olan Bay Turunç’tur. Dükkânın rafları, geçmişin izlerini taşıyan yüzlerce antika eşyayla doludur. Ancak içlerinde en dikkat çekeni, duvarın tam ortasında asılı duran eski bir saat olur. Bu…

  • |

    FISILTILARLA BAŞLAYAN ŞARKI

    Bir zamanlar küçük bir kasabada, ağaçlarla çevrili bir okulda okuyan Mira adında sessiz bir kız çocuğu varmış. Mira’nın en büyük hayali şarkı söylemekmiş ama sesi duyulmasın diye teneffüslerde bile mırıldanamazmış. Oysa yüreğinde bir melodi taşıyormuş, sadece kimsenin duyamadığı… Okulda her yıl düzenlenen “Yetenek Günü” yaklaşıyormuş. Koridorda herkes fısıldaşıyormuş. Bir köşede en popüler öğrenci Elif, dans…

  • |

    NİVA VE DOSTLUĞUN GÖLGESİ

    Bir varmış, bir yokmuş… Ormanın derinliklerinde, kahverengi pofuduk tüyleriyle minicik, sevimli bir sincap yaşarmış. Adı Niva’ymış. Her sabah, güneş ilk ışıklarını ağaçların yapraklarına serperken uyanır, çevik adımlarla dalların arasında seke seke palamut ve kuru yemiş toplarmış. Bu yemişler onun için yalnızca birer yiyecek değil, aynı zamanda en değerli hazinesiymiş; emekle, sabırla biriktirdiği bir kışlık mutluluk…

  • |

    Gizli Masal Fabrikası

    Evrenin en uzak, en gizli köşesinde, insanların gözünden uzak bir yerde Gizli Masal Fabrikası duruyor. Ne dumanı var bu fabrikanın, ne de sesi. Makineleri hayal gücüyle çalışıyor; enerjisini, çocukların içten kahkahalarından alıyor. Her gece burada yeni masallar doğuyor ve sabah olmadan yeryüzüne iniyor. Kimisi yastık altlarına saklanıyor, kimisi yıldızlara işleniyor, kimisi de rüyalara usulca fısıldanıyor….

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir