|

FISILTILARLA BAŞLAYAN ŞARKI

Bir zamanlar küçük bir kasabada, ağaçlarla çevrili bir okulda okuyan Mira adında sessiz bir kız çocuğu varmış. Mira’nın en büyük hayali şarkı söylemekmiş ama sesi duyulmasın diye teneffüslerde bile mırıldanamazmış. Oysa yüreğinde bir melodi taşıyormuş, sadece kimsenin duyamadığı…

Okulda her yıl düzenlenen “Yetenek Günü” yaklaşıyormuş. Koridorda herkes fısıldaşıyormuş. Bir köşede en popüler öğrenci Elif, dans gösterisi için seçilmiş kostümünden bahsediyor; öte yanda Emre, gitar solosuyla herkesi büyüleyeceğinden eminmiş. Seçmelere katılmak isteyen öğrenciler sahne listesine isimlerini yazıyormuş. Ama Mira sadece izliyormuş. Her zamanki gibi…

O gece evde sessizce defterine şarkı sözleri yazarken annesi odasına girmiş. Elinde eski, kadife kaplı küçük bir kutu varmış. Kutudan çıkan şey bir kolye ve bir notmuş:
“Cesaret, kusursuz olmaya çalışmak değil Mira… içinden gelen sesi duymaya izin vermektir.”

Mira o sözcükleri uzun uzun okumuş. İçinde bir kıpırtı olmuş. Ertesi sabah, ayakları geri gitse de, yüreği onu okul panosuna götürmüş. Titreyen elleriyle adını listeye yazmış.

Seçmeler günü geldiğinde salon kalabalıkmış. Elif rengârenk ışıklar eşliğinde dans ederken herkes alkışlamış. Emre gitarını havalı bir şekilde çalarken kalabalık coşmuş. Mira’nın sırası geldiğinde kalbi deli gibi atıyormuş. Sesi kısılır mıydı? Unutur muydu?

Ama sahneye çıktığında elleriyle kolyesine dokunmuş. Notu hatırlamış. Gözlerini kapatıp içinden gelen sesi dinlemiş. Ve başlamış söylemeye. İlk notalar titrekmiş. Ama sonra o kadar içten, o kadar samimi bir ezgi yayılmış ki salon sessizliğe bürünmüş. Alkışlar en sonda gelmiş. Ama en güçlü onlar olmuş.

O gün Mira’nın sadece sesi duyulmamış. Onun içindeki cesaret de yankılanmış.
Ve o günden sonra Mira hep hatırlamış:
“Bazen en güçlü ses, kalbinden çıkan fısıltıdır.”

Similar Posts

  • |

    KONUŞAN AĞAÇ VE MİNİK BAHÇIVAN

    Kalabalık bir kasabanın kenarında, yüksek çitlerle çevrili sessiz bir bahçe uzanır. Bu bahçeye kimse adım atmıyor, çünkü kime ait olduğu bilinmiyor; ancak içeride devasa bir ceviz ağacı vardır ki dalları gökyüzüne uzanırken, kökleri toprağın derinliklerine doğru iner. Bir gün, yedi yaşındaki Toprak, kasabanın sokaklarında koştururken topunun peşine takılıp kendini bu gizemli bahçenin önünde bulur. Merakı…

  • |

    ZIPLAYAN ZAMAN SAATİ

    Küçük bir kasabanın tam ortasında, antikacı dükkânlarının arasında sıkışıp kalmış, tozlu vitrinli bir dükkân durur: Zamanın Ötesi. Bu gizemli dükkânın sahibi, gri sakallı, çatık kaşlı ama içten biri olan Bay Turunç’tur. Dükkânın rafları, geçmişin izlerini taşıyan yüzlerce antika eşyayla doludur. Ancak içlerinde en dikkat çekeni, duvarın tam ortasında asılı duran eski bir saat olur. Bu…

  • |

    ASLAN VE KIRILAN SAKSI

    Aslan, 1. sınıfa giden neşeli bir çocuktu. Saçları dağınık, gözleri hep parıltılıydı. Okula gitmeyi çok severdi, ama en çok teneffüsleri… Çünkü o zaman en yakın arkadaşıyla, yani topuyla buluşurdu. O gün güneş sıcacık gülümsüyordu. Aslan elinde topuyla bahçeye çıkarken yanına arkadaşı Elif geldi. İkisi birlikte koşarak okulun bahçesindeki oyun alanına gittiler. Hemen ardından sınıf arkadaşları…

  • Harry Potter Masalı

    Harry Potter, sıradan bir çocuk gibi görünse de aslında büyücülük dünyasının kaderini değiştirecek bir kahramandır. On bir yaşına geldiğinde, Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’ndan gelen bir mektup hayatını tamamen değiştirir. Bu okulda sihirli dersler görmeye başlar, yeni arkadaşlar edinir ve büyü dünyasının gerçekleriyle tanışır. Harry’nin geçmişi ise sırlarla doludur. Daha bebekken, kötü büyücü Lord Voldemort’un…

  • |

    RENK PERİSİ LULU

    Bir varmış, bir yokmuş… Renkler Diyarı’nda yaşayan Lulu adında minik bir peri varmış. Bu peri güzel mi güzel renklerle parıldıyormuş. Lulu, gökyüzünü her sabah boyamakla görevliymiş. Güneş doğmadan önce Diyarda bulutları pembeler, maviler, morlar sürer; gökyüzünü gören herkesin içini neşeyle doldururmuş. Ve güne parlayan renklerle başlıyorlarmış. Renksiz hiçbir yer kalmıyormuş. Böylelikle kimse üzülmüyormuş. Ancak bir…

  • |

    NİVA VE DOSTLUĞUN GÖLGESİ

    Bir varmış, bir yokmuş… Ormanın derinliklerinde, kahverengi pofuduk tüyleriyle minicik, sevimli bir sincap yaşarmış. Adı Niva’ymış. Her sabah, güneş ilk ışıklarını ağaçların yapraklarına serperken uyanır, çevik adımlarla dalların arasında seke seke palamut ve kuru yemiş toplarmış. Bu yemişler onun için yalnızca birer yiyecek değil, aynı zamanda en değerli hazinesiymiş; emekle, sabırla biriktirdiği bir kışlık mutluluk…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir